28 Haziran 2015 Pazar

Syrıza ve Sistem


SYRIZA ve SİSTEM' e KARŞI OLMAK

İkinci yazımı başka bir konu üzerine belirlemiştim ama Somut durum yine her zamanki gibi gündemi belirledi ve bu yazımızı 30 Haziran' dan önce yazmak durumunda kaldık.

Konumuz, komşumuzda bu yılın başında büyük umutlarla iktidara gelen SYRIZA' nın Troyka (IMF-AB-Avrupa Merkez Bankası) ile yaptığı borç erteleme müzakerelerinin tıkanması ve 30 Haziran' da konunun hükümet tarafından Halk oylamasına götürülmesi. Yunanistan' ın neo liberal politikalar ile borç sarmalına girip artık borçlarını döndüremez noktaya gelmesi günümüzde krizler ile beslenen kapitalist sistemin aslında olağan sonuçlarından birisi, çok da şaşırmamak gerekiyor bence. Peki bu krizi diğerlerinden ( Arjantin, Brezilya ve hatta Türkiye) ayıran ne? Yunanistan' ın milli gelirininin 2009' dan itiabren %25 azalması mı? gençlerde %50' ye varan işsizlik mi? Tabi ki bunlar önemli konu başlıkları ama daha önce yoğun hissettikleri krizleri yaşayan ve yukarıda saydığımız bu ülkerde de benzer konularda büyük daralmalar yaşandı. Peki Yunanistan' ı diğerlerinden farklı kılan neydi? Sorunun yanıtı aslında yazımızın da başlığını oluşturan SYRIZA hükümeti diyebiliriz. AB kurulduktan sonra ilk defa sistem ile bağlarını koparabileceğini söyleyen bir parti büyük umutlarla arkasına ateşli ve kızgın bir seçmen kitlesi ile başa gelmiş ve söylediklerini ( AB' den çıkma, neo liberal politikaları red etme, borçları silme vb) yapabileceği bir halk desteğini de elde etmişti. Buna karşın ne oldu? SYRIZA hükümeti AB' den çıkma konusunda iktidara gelmeden önce söylediklerini yumuşatmaya başladı. Asıl zurnanın zırt dediği yer Borç ödeme/erteleme konusunda çıktı. Herkes ( kendisini destekleyen-desteklemeyen) borç ödeme konusunda SYRIZA ' dan radikal kararlar beklerken hükümet hep Troyka' ya açık kapı bırakmak durumunda hissetti kendini ve en sonunda Kreditörlerin iyice küstahlaşan tavırlarına karşı topu Halk oylaması ile halkın üzerine attı. Oysa ki zaten Halk bunu yapması için biraz da SYRIZA' ya destek olmuştu. Bu ana kadar aktardığımız hikayeyi şimdi biraz da Türkiye tarihi ile birleştirmek istiyorum. Ders kitaplarından hatırlayanlar çıkacaktır. Genç Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti' ni yıkarak kurulduğunda bana hep anlamsız gelen ama tarih kitaplarının gururla bahsettiği bir şeyi, Osmanlı borçlarını o en zor zamanlarında Duyun-u Umimiye' ye (günümüz Troyka' sı) ödemeyi red etmemişti? Tarih kitapları sorgulamıyordu ama bende bu hep soru işareti olarak kalmıştı bu borç ödeme mevzu. Neden Türkiye Cumhuriyet' i o kadar da muhtaç olduğu dönemlerde Osmanlı Devleti' nin borçlarını ödemişti? Bunun yanıtı SYRIZA' nın da bugünkü tavrında gizli aslında. Çünkü ne günümüzün Yunan Hükümeti ne de Türkiye Cumhuriyet' i kuran hükümet sistemden (kapitalist- liberal) hiç bir zaman ayrılmayı düşünmediler. Kendileri de her fırsatta bunu dile getirmeye çalıştılar. Bu alıntıyı SYRIZA Uluslararası Siyaset Departmanı Sekreteryası Konstantinos Kalamvokidis' den aldım: “Bu oylama kesinlikle avro bölgesinde kalıp kalmayacağımızla ilgili değil. Oylamada halk troykanın dayatmasına hayır derse bu avrodan çıkacağımız anlamına gelmez. Aksine, biz avroda kalmak istiyoruz fakat Avrupa ekonomisini yönetenler Yunanistan’ın avrodan çıkmasını, avro bölgesinin Yunanistan ‘sorun’undan kurtulmasını istiyor. Yunanistan’ı mümkün olan en ağır şekilde cezalandırarak kıtanın güneyindeki diğer borçlu ülkeleri korkutmak istiyor”

Bu kadar elverişli bir ortam varken (kuruluş dönemi Türkiye Cumhuriyeti için de aynı durum söz konusu) sistemden kop(a)mamak aslında var oluşunun sistemle ilişkili olmasında gizli bence. Başka bir ifade ile sorun Çipras' ın ya da varsa SYRIZA politbüronun kararı değil. Sorun, SYRIZA' ı yaratan yapının sistemle birebir bağımlı oluşu aynı Genç Türkiye Cumhuriyetinin olduğu gibi...

21 Haziran 2015 Pazar

Somut durum


BEYAZ YAKA vs MAVİ YAKA 

Ben de blog üzerinden somut durumun somut tahlilini kendi penceremden yapmaya bu yazı ile merhaba diyeceğim. İlk konumu da yine sevdiğim bir arkadaşımın blog üzerinden tartışmaya açtığı beyaz- mavi yaka problemi olarak belirledim.

Yakanın renginden bağımsız olarak sınıfsal açıdan bakıldığında üretim araçlarına sahip olmayan ve emek gücünü satan herkes sistem içerisinde herkesin bildiği gibi aynı taraftadır ve işçi statüsündedir. Bunun yanında bu durum kapitalizmin gelişmesi ile birlikte sistemin devamlılığını tehlikeye atmamak adına yine sistem tarafından dönüştürülmeye çalışılmıştır ve kısmen de başarılı olduğu söylenebilir. Sermaye büyüdükçe kontrolü de zorlaşmış ve sermaye sahiplerinin yönetemeyeceği boyutlara ulaşmıştır. Tam da bu zamanlarda profesyonel yönetici olarak tanımlanan bir grup oluşmaya başlamış ve bu grup sermayeyi elinde bulundurmamakla birlikte hiyerarşik olarak artık değerden diğer işçilere göre daha büyük paylar almaya başlamış ve sistemi de yönetme görevini üstlenmişlerdir. İlk beyaz yaka-mavi yaka ayrımının fabrikalarda  işte tam bu anlarda oluşmaya başladığını görmekteyiz. Genelde bu yöneticilik özelliklerini üniversite okudukları için kazanmaya başlayan bu grup, üretimin de içerisine pek dahil olmadığı için beyaz yakalı olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Sınıfsal olarak bakıldığında ise sistemin tam da istediği bir durum ortaya çıkmış; aydınlanmadan, bilim ve teknikten daha fazla nasip alma şansı olan ve temelde işçi olan ve beyaz yaka olarak adlandırılan grup hem kendi sınıf özelliğini yavaş yavaş kaybetmeye başlayıp sanal bir yanılsama ile işveren vekilliği denilen garip bir sınıfsal kimliğe bürünmüş hem de sistemi değiştirme potansiyellerini de kaybetmeye başlayarak kendisine yabancılaşmaya başlamıştır. Böylece burjuvazi bir taş ile iki kuş vurmuştur. Bununla birlikte sömürü düzenin yöneticiliğini sanal olarak üstlenen beyaz yaka finans, eğitim gibi sektörlerde işveren vekilliğini de kaybetmiş hem ücret hem de sosyal haklar olarak işçileşmesine ( ve hatta daha kötüye gitmesine) rağmen hala kendisine sunulan işveren vekilliği havucunun da etkisi ile kendi arasında anlamsız ve kuralsız bir rekabetin içerisine girmek durumunda kalmıştır.


Beyaz yaka için, Somut durumun somut tahlilini yukarıda yapmaya çalıştık. Bu cendereden çıkmak ise Beyaz yakanın kendi elinde.

Syrıza ve Sistem

SYRIZA ve SİSTEM' e KARŞI OLMAK İkinci yazımı başka bir konu üzerine belirlemiştim ama Somut durum yine her zamanki gibi gündemi beli...